Okul Öncesi Dönem ve Önemi
"Evlat, ana-baba elinde bir emanettir. Büyük bir nimettir. Nimetin kıymeti bilinmezse elden gider. Çocukların temiz kalpleri, kıymetli bir cevher gibidir. Mum gibi her şekli alabilir. Küçükken hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun meyvesi hâsıl olur." (imam-ı Gazali Hazretleri)
Okul öncesi dönem, 0-6 yaşı (0-72 ay) içine almaktadır. Ortalama bir insan ömrünün onda birinden daha az bir süre olmasına rağmen insanın hayatı boyunca geçirdiği en mühim dönemdir. Sayamayacağımız kadar birçok davranışı, bilgiyi doğumdan sonra öğreniriz. Öyle ki genetik olarak sahip olunan insana has birtakım davranış kalıplarının dışında her şey çevreden öğrenme yoluyla kazanılmaktadır, ilk çocukluk da denilen bu dönemde öğrendiklerimiz bütün hayatımız boyunca öğrendiklerimizin % 70-80'ini oluşturmaktadır. Hatta bazı uzmanlar bu rakamı % 90'ın üzerinde ifâde etmektedirler.
Konuşma, yürüme, yeme-içme gibi temel becerilerin ise neredeyse tamamı bu dönemde kazanılmaktadır. Günlük hayatta basit gördüğümüz, nasıl yaptığımız konusunda üzerinde düşünme ihtiyacı bile hissetmediğimiz birçok davranış, aslında karmaşık öğrenme basamakları sonunda elde edilir. Bu davranışlardan konuşma davranışını nasıl kazandığımızı örnek olarak inceleyelim. Konuşma öğrenimi anne karnında başlar. Anne karnındaki bebeğin yüksek frekanslı seslere tepki verdiğine dair veriler bulunmaktadır. Yeni doğan çocuk, annesinin sesini diğer seslerden ayırt edebilir. Karnı acıktığında veya bir yeri ağrıdığında farklı tonlarda ağlayarak çevreyle iletişime geçer, ikinci ayın sonunda "cıvıldama" denilen kumru gibi sesler çıkarır. Bu da konuşmanın temel taşlarındandır. 6-9 ay arası "ma-ma, da-da" gibi ilk hecelerin çıktığı devredir. Anne-babaların kendileriyle konuştukları nispette çocuklar daha iyi seslendirme yapabilirler. 9. ayda kendi adını bilir ve sesin kaynağına doğru başını çevirir. Bu dönemde anadilinin özelliklerini tanımaya başlar. Bir yaşına girdikten sonra ilk anlamlı sözcükleri söyler. Çocuğun dili öğrenmesinde, bu dönemde yetişkinlerle gerçekleştirdiği iletişim çok önemlidir. Çocuk tek kelime söyler; ebeveyn bu kelimeden bir cümlelik anlam çıkarır. Örneğin çocuk "su" dediğinde bunun "Su istiyorum." veya "Su döküldü." anlamına geldiğini ebeveyn anlar. 1,5-2 yaş arası iki kelimeyi yan yana getirerek basit cümleler (telgraf konuşması) oluşturur. 3 yaşında yabancılarla anlaşılır şekilde konuşabilir. 4 yaşında dilin gramer yapısına uygun anlaşılır cümleler kurabilir. 5. ve 6. yaşlarda yetişkin konuşmasına yakın ve sürekli genişleyen bir kelime hazinesi dikkati çeker.
Konuşma, bütün çocuklarda aynı hız ve düzeyde olmaz. Kendisiyle konuşulan, ilgi ve sevgi gösterilen çocukların daha çabuk ve düzgün konuşmayı öğrendikleri görülmüştür. Burada sâdece çevre faktörünün; okul öncesi dönemde çocuğa verilen maksatlı, bilinçli konuşma eğitiminin çocukların konuşmalarını ne kadar geliştirebileceğini ifade etmeye çalıştık. Bütün gelişim alanları için okul öncesinde verilen bilinçli eğitimin geliştirici rolü aynı şekildedir. Hele hele zihnî ve sosyal gelişim için çocuğa verilen eğitim ve sağlanan imkânlar çok daha önemlidir.
Erken çocukluk döneminde geçirilen müspet veya menfî hâdiseler, yetişkinlikte de sahip olacağı kişilik yapısı üzerine tesir etmektedir. Çocukluk devresinde başarısız tecrübelere sahip kişilerin ileriki yaşlarda uyumsuz kişilik yapılarına sahip olduğu tespit edilmiştir. Yine ruhî ve ahlâkî gelişiminin temelleri de bu dönemde atılmaktadır. Çocuğun güven duygusunun temelleri annenin ilk kucaklamasıyla başlar, emzirmesi ve ağladığında ona bakmasıyla devam eder. Bedenî gelişim de büyük ölçüde okul öncesinde gerçekleşmektedir. Çocuklar 6. yaşına geldiğinde doğum ağırlıklarının ortalama yedi katı ağırlığa ve doğumdaki boylarının ise ortalama iki katından 15 cm. fazlasına ulaşırlar.
ifâde edildiği üzere, okul öncesi dönem insanın en hızlı değiştiği, geliştiği ve en çok şeyi öğrendiği dönemdir. Okul öncesi dönem bu kadar önemli olduğu için çocuklar bilinçli ve özenli bir eğitim sürecinden geçirilmelidir. Onların ilk öğretmenleri olan anne-babalara düşen, çocukların gelişim alanları hakkında bilgi ve her bir gelişim alanında çocuklarına nasıl katkı sağlayabilecekleri konusunda da fikir sahibi olmalarıdır. Çünkü çocuk gelişimi çok farklıdır, hızlıdır; âni değişimler (kriz dönemleri) ve arkasından gelen dengeli gelişim dönemlerini içerir. Meselâ her şey belli seyirde giderken 2,5 yaşlarında dengesiz, kararsız, isyankâr, her şeye karşı çıkan bir çocuk ortaya çıkabilir. Çocuğun "serkeşlik devresi" denilen geçici bir dönemde olduğunu bilmeyip çocuğa karşı anlayışsız, katı bir tutum sergilemek, bu dönemin uzamasına neden olabilir. Yine 4 yaş çocuğu "sorgu çağındadır ve bu sayede dünyayı anlamaya ve yeni şeyler öğrenmeye çalışır. Bu dönemin farkında olarak, sabırla soruları cevaplandırıp bu durumu çocuğun gelişimi yönünde avantaja çevirmek, sorulardan bıkıp savuşturmamak doğru bir davranış olacaktır. 5 yaş çocuğu "altın çağ" denilen dönemi yaşar. Bu dönemde dengeli ve yeterli bir görüntü verirken 6 yaşa geldiğinde ise tembel ve kararsız görünür. Anne-babaların bu gibi bilgileri bilmeleri hem kendileri hem de çocuklarının gelişimi için zaruridir. Gelişim alanları ve anne-babaların gelişim alanlarına nasıl katkıda bulunabileceklerine dair bilgileri içeren yazılara önümüzdeki sayılarda yer vereceğiz.
Çalışan anneler, önemine binaen doğumdan sonra 2-3 yıl, hiç olmazsa 1 yıl çalışmayıp çocuklarının bakım ve eğitimiyle bizzat ilgilenmelidirler. 3 yaşından sonra çocukların, anne ister çalışsın ister çalışmasın okul öncesi kurumlara verilmesinde büyük fayda vardır. Bu dönemde veremeyen ailelerin, en azından 6 yaşında bir yıl çocuklarını okul öncesi kurumlara vermeleri, çocukları geliştireceği gibi okula daha hazır bir şekilde başlamalarını sağlayacaktır. Çünkü okul öncesi kurumlarda bizim çocuğumuza veremeyeceğimiz birçok bilgi ve imkân, profesyonellerce onlara bir program dâhilinde bilinçli olarak verilmektedir.
Az çocuklu, çekirdek aile yapısının hâkim olduğu günümüz ailelerinde çocuk, merkez konumundadır. Umumiyetle bütün istekleri yerine getirilir. Kural koymakta zorlanılır ve ailede çocuk, benmerkezci olarak yetişir. Bu çocuklar doğrudan okula başladıklarında aynı ilgiyi ve benmerkezciliği okulda da devam ettirmek istedikleri için sıkıntı yaşarlar. Ancak okul öncesi kurumlarda merkez olmak yerine bir topluluğun üyesi olmak öğretilir ve okulda uyulması gereken kurallar vardır. Çocuk burada kurallara uymayı, başkalarına saygı göstermeyi, paylaşmayı, ilişki kurmayı, kendini savunmayı öğrenir ki bunlar sosyal kazanımlarıdır. Aileden ayrılıp okula geldiği, aileden bağımsız birtakım ihtiyaçlarını kendi başına yapabildiği için kendine güveni artar. Bu da duygusal gelişimin en mühim unsurudur. Boyama, yapıştırma, kesme, kalem kullanma gibi faaliyetler ve oyunlar çocuğu fizikî açıdan geliştirir. Nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme; oyunlar; öğrenilen yeni bilgiler ve kavramlar çocuğu zihnî olarak geliştirmektedir. Doğruluk, dürüstlük, paylaşma, iyilik, sabır, saygı, şefkat gibi kavramların öğretilmesi, kişiliğin şekillenmeye başladığı bu dönemde gerçekleşir. Sınıf ortamında soru soran, sorulara cevap veren ve diğer çocuklarla iletişime geçen çocuğun, bu kurumlarda dil becerisi de oldukça hızlı gelişecektir. Okul öncesi aynı zamanda inanç ve kültür değerlerinin çocuklara aşılanacağı önemli bir dönemdir. Kısaca okul öncesi kurumların genel amacı, çocukları okuma-yazma öğretmekten ziyade okula ve sosyal hayata hazırlamaktır.
Okul öncesi okullaşma oranı İngiltere, Fransa ve İsveç gibi birçok Avrupa ülkesinde % 100'e yakınken ülkemizde bu oran henüz % 20'lerdedir. Ancak önemi yeni yeni fark edilen okul öncesi eğitimi, son yıllarda devletçe daha ciddiye alınmakta ve bu yönde yatırımlara hız verilmektedir. Devlet yanında özel sektöre ait kurumların sayısı da hızla artmaktadır.
Okul öncesi eğitim kurumları, çocukları erken gelişim döneminde işleyerek onların her yönüyle sağlıklı kişiler olarak yetişmelerini hedeflemektedir. Sağlıklı nesillerin yetişmesi, en değerli kaynak olan insan kaynağının verimli kullanılması ve bu sayede çok hızlı tekâmül eden bir ülkenin oluşmasına imkân sağlayacaktır.




