Alzheimer'a Dur Diyen Protein
Alman psikiyatrist Alois Alzheimer, kendi adıyla bilinen hastalığı ilk kez "presemle dementia" ismiyle tamamlayan doktor olarak tarihe geçti. Alzheimer üzerine yaptığı çalışmalarda Emil Kraepelin'le çalıştı. Presenile Dementia olarak tanımlanan hastalık daha sonra onun adıyla anılmaya başlandı.
Sinsi ve yavaş ilerleyen bir hastalık olan Alzheimer, en erken evrelerindeyken yalnızca hafif bir unutkanlıkla kendini gösteriyor ve sıklıkla, bellekte yaşın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan değişikliklerle karıştırılabiliyor. Kişi, geçmişe ait bilgileri gayet iyi hatırlarken yakın geçmişteki olayları, tanıdık kişi veya nesnelerin isimlerini hatırlamakta zorluk çekebiliyor. Hastalık ilerledikçe; daha da şiddetlenen unutkanlık, diş fırçalamak gibi basit gündelik işleri bile engeller hale geliyor. Konuşma, anlama, okuma-yazma sorunları ortaya çıkıyor ve sonunda beyin hasarı, hastanın, hayatını tek başına sürdürmesini engelleyecek kadar ağırlaşıyor.Hastalık genellikle 60 yaşından sonra başlıyor ve yaşla birlikte risk artıyor. Alzheimer, 65 ila 75 yaşlarındaki kadın ve erkeklerin yalnızca yüzde 5'inde görülürken, 85 ve üzeri yaştakilerin neredeyse yarısında görülüyor. Tüm demans hastalarının üçte ikisini etkileyen Alzheimer'ın bilinen bir tedavisi yok ama erken bir evrede teşhis edilmesi halinde, mevcut ilaçlarla hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabiliyor ve böylece kişi, daha uzun süre daha sağlıklı bir hayat sürebiliyor.Hastalığın teşhisi için Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) ve Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) gibi tekniklerden yararlanılıyor, ama kesin teşhis ancak otopsi sırasında mümkün. Alzheimer ve diğer demanslar (bunama) arasındaki ayırıcı faktör, beyin hücrelerinin ölümüne neden olduğuna inanılan amiloid proteininin oluşturduğu plakların varlığı.Alzheimer hastalarının beyinlerinde, beta amiloid proteinin nöronlar arasında anormal miktarda birikmesiyle oluşan amiloid plaklar görülür. Amiloid öncüsü APP proteininin hatalı parçalanması sonucu yapışkan beta amiloid ortaya çıkar. Bu plakların nasıl ortaya çıktığı yıllar önce aydınlatılmış ve sekretazların bu süreçte önemli bir rol oynadığı anlaşılmıştı. Şimdilerde, bu plakların oluşumunda başka maddelerin de rol alıp almadığı araştırılırken yeni bir oyuncu, yani GPR3 proteini tespit edildi. GPR3'ün, hem laboratuvarda incelenen izole edilmiş hücrelerde, hem de canlı hayvanlarda, bu amiloid plakları azalttığı gösterildi.Erken dönem Alzheimer hastalarında amiloid birikimini gidermeyi hedefleyen ilaç çalışmaları halen sürmekte. Öte yandan, 2002'de keşfedilen ve acı algısını düzenleyen bir genin, öğrenme ve bellekle bağlantılı olduğu anlaşılınca, ileri yaş demansına genetik açıklama getirebileceği düşünülmüştü. 2008 ortalarında yayımlanan bir çalışmada, Alzheimer ile de ilişkili olabilecek bu genin düzgün çalışmasının kalsiyuma bağlı olması dolayısıyla, beyin hücrelerinde amiloid plak birikiminin hastalığın sebebi değil, kalsiyum dengesizliğinin bir sonucu olabileceği öne sürüldü.Daha yakın bir zamanda keşfedilen BAG2 isimli bir protein de, hem Alzheimer'ın daha iyi anlaşılması, hem de ilaçlar için yeni hedefler göstermesi bakımından önemli bulunuyor. BAG2 proteini, beyinde normal olarak bulunan ama hastalık sırasında, bilinmeyen bir nedenle, nöron içinde birikerek düğümcükler meydana getiren tau proteinini başarılı bir biçimde temizliyor.Şubat başında sonuçlan yayınlanan bir çalışmada ise, beyin kökenli norotrofik faktör (BDNF) tedavisinin, hayvan modellerinde Alzheimer hastalığının ilerleyişini yavaşlatarak veya bazen durdurarak uzun süreli koruma sağlayabileceği öne sürüldü. BDNF, normal olarak, beynin belleği destekleyen kısmında ömür boyu üretiliyor ama Alzheimer hastalığı sırasında üretim azalıyor. Bir dizi hücre kültürüne ve farklı özelliklerde hayvan modellerine BDNF geni veya proteini enjekte edilen çalışmada, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, BDNF enjekte edilen hayvanların beyinlerinde BDNF geni ekspresyonun eski haline döndüğü, hücrelerin büyüdüğü, hücre sinyallerinin düzeldiği ve önceden bozuk olan nöron fonksiyonlarının aktive olduğu görülmüştür. BDNF enjeksiyonunun hayvanlarda etkili ve güvenli olduğunun gösterilmesi, insanlar için koruyucu ve düzeltici etkilere sahip yeni bir tedavi geliştirilmesine yönelik klinik araştırmalara başlanmasına da sağlam bir gerekçe oluşturmuştur.BDNF'nin koruyucu ve düzeltici etkileri, amilo-id oluşumundan bağımsız meydana geliyor.
Günümüzün deneysel Alzheimer tedavilerinin çoğu amiloid üretimini hedef alıyor, bu yüzden BDNF, büyük ölçüde alternatif koruyucu müdahale olarak kullanılabilir, ayrıca bu iki tedavi kombine edilebilir.New York Üniversitesi araştırmacıları hangi elektroensefalogram (EEG) çizgilerinin normal yaşlanmayı, hangilerinin demans veya erken Alzheimer belirtilerini gösterdiğini belirlemeyi başardılar. Daha sonra, EEG verileri analiz edilerek beynin sağ ve sol küreleri arasındaki farkları gösteren bir yazılım geliştirildi. EEG ile birlikte bu yazılımın, erken Alzheimer belirtilerinin normal yaşlanma sürecinden daha iyi ayırt edilmesi konusunda psikiyatristlere yardımcı olacağı düşünülüyor. Yaygın kullanımdan önce geniş ölçekli çalışmalarla test edilmesi gereken bu teknik, hem daha ucuz ve daha az zahmet gerektiriyor, hem de beyin fonksiyonlarında gerileme olan kişileri % 95 doğrulukla saptıyor.
Öte yandan, Alzheimer'ın başlamadan önce teşhis edilebilmesini mümkün kılacak yeni beyin görüntüleme yöntemleri de araştırılıyor. Üzerinde çalışılan yeni bir yöntem, damar içine enjekte edilen radyoaktif bir boyanın beyne gitmesi ve orada, Alzheimer nedeni olduğuna inanılan amiloid plaklarına tutunmasına dayanıyor. Pittsburgh B Bileşiği (veya PiB) adı verilen boya, PET taramasında amiloid plaklarının sarı görünmesini sağlıyor.




